Toprak konuşur; ben dinlerim.
Ben Ufuk Özçizme. Toprağı şekillendirip ateşte pişirerek seramik eserler üretiyorum. Ama benim için seramik yapmak, yalnızca çamura şekil vermek değil. Aynı zamanda geçmişten gelen hikâyeleri, eski insanların inançlarını ve doğayla kurdukları bağı yeniden hatırlamak.
Ateşin dönüştürdüğü kilin içinde, rüzgârın taşıdığı eski hikâyeleri, suyun hafızasını ve taşların sessiz bilgisini arıyorum. Doğanın ritmi, mitlerin izleri ve insanlığın en eski hatıraları, çalışmalarımın yönünü belirliyor.
Özellikle eski Türk kültüründen, Şamanizmden, doğadan ve geçmişte insanların kullandıkları sembollerden ilham alıyorum. Ateşi yalnızca toprağı sertleştiren bir güç olarak görmüyorum. Benim için ateş, bir değişimin simgesi. Çünkü yumuşak çamur, ateşle karşılaştığında bambaşka bir şeye dönüşüyor.
Geçmişte yapılmış eserleri olduğu gibi kopyalamak yerine, onlardan öğrendiklerimi kendi düşüncelerimle birleştiriyorum. Şamanik semboller, kaya resimleri ve eski işaretler, çalışmalarımda yeniden hayat buluyor. Böylece geçmiş ile bugün arasında görünmez bir bağ kurmaya çalışıyorum.
Her eserimi kendi ellerimle yaptığım için her biri birbirinden biraz farklı oluyor. Her birinin kendine özgü bir karakteri ve hikâyesi olduğuna inanıyorum. Benim için bir seramik eser, yalnızca kullanılan bir eşya değil; geçmişten gelen bir hikâyeyi anlatan, bazen unuttuğumuz bir şeyi hatırlatan özel bir nesne.
Yer-Su ve Olimpos adını verdiğim koleksiyonlarımda doğanın, mitolojinin, eski inançların ve insanın izlerini arıyorum. Bazen bir kupa, bazen bir kolye, bazen de yalnızca bakıp düşünmek isteyeceğimiz bir nesne ortaya çıkıyor.
Üretimlerimle geçmişte kalmış hikâyeleri bugünün dünyasında yeniden görünür kılmaya ve gündelik yaşamın içine eski zamanlardan küçük izler bırakmaya çalışıyorum.
Çünkü inanıyorum ki bazı nesneler yalnızca ellerimizle değil, hatıralarımızla, duygularımızla ve hayal gücümüzle de şekillenir.
Toprağın hafızasından yükselen bu sessiz anlatılarla, geçmiş ile bugün arasında kendi yolumu arıyorum.